BAKAN MÜEZZİNOĞLU, HABERTÜRK CANLI YAYININDA GÜNDEME İLİŞKİN AÇIKLAMALARDA BULUNDU

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, HABERTÜRK canlı yayınında gündemi değerlendirdi. Bakan Müezzinoğlu, yaklaşık 200 bin kamu çalışanını ilgilendiren toplu sözleşmeler için “Taraflarla Pazartesi günü bir araya geleceğiz, önümüzdeki hafta bitirmeyi ümit ediyorum” dedi.

“Taraf olarak öncelikle burada TÜRK-İŞ Başkanımız yürütüyor yaklaşık 190 bin kamu çalışanının görüşmelerini ve yaklaşık 15 gündür de yoğun çalışmalar devam ediyor. Bayram süresince ara verdik, birazcık da Ramazan’da zor oldu ama, son derece iyi niyetli, diğer sendika başkanlarıyla iki-üç defa toplandık, onlardan da son derece iyi niyet ve samimi tabi ki haklarının mücadelesini veren bir tablo gördüm ama, iki taraf olarak da samimiyetle yüzde 90 bir noktaya geldik. Kanaatim odur ki, Pazartesi günü tekrar biraraya geleceğiz, önümüzdeki hafta beni kanaatlerim, hislerim yanıltmıyorsa bitirmeyi ümit ediyorum iyi bir şekilde tatlı bir şekilde… Yani dolayısıyla önümüzdeki tüm çalışanlarımızın, o 190 bin kamu çalışanı inşallah müjdeli sonucu alacaklar diye ümit ediyorum. Çünkü yüzde 90’a kadar çok iyi niyetle gelinmiş, onların samimiyeti var, bizim gayretimiz var, ülkenin koşuları var, bu ülke hepimizin. Tabi ki gönül istiyor ki onların arzu ettiklerini fazlasıyla verelim, ama neticede sırtımızda yumurta küfesi var…  Tabi enflasyon oranıyla ilgili veya diğer sendikalar var, hepsinin kendi içinde farklı farklı dengesizlikler var, dolayısıyla o dengeleri de… Bir tarafa 10 verdiğinde, öbür tarafa da 10 verdiğinde geçen dönemlerde orası 20 geride kalmış, diyor ki benim 20 hakkım var. Bu sefer buraya 15 vermeye kalktığında burası diyor ki, ben niye ona niye razı olayım. Dolayısıyla bunlar böyle çok şey değil. Bazen ailede çocuklar arasında olur ya bana haksızlık yaptın diye, buna benzer böyle şeylerimiz var ama, ben geldiğiniz noktada, çok samimi geçti, iyi niyetli geçti, çok iyi mesafe kat ettik. Belki önümüzdeki hafta bir gün Başbakanımıza gitme ihtiyacı duyarız, ona da giderek onu bitireceğimizi ümit ediyorum.”

“Mükellefler Son Saatlerini İyi Değerlendirsin”

“Ben özellikle devlete borcu olan, ister SGK anlamında BAĞKUR’lu esnafımız ve diğer mükelleflerimiz, bir defa devlete borç bizim vatandaşımızın çok böyle sırtında taşımak istediği bir hadise değil. Ama 15 Temmuz 2016 sonrası hakikaten çok zor bir dönem geçti, esnafımız bu anlamda zora düştü, dara düştü, bu zorluğunu, darlığını aşabilmek için prim ertelemeleri, değişik destekler, kredi destekleri, cansuyu, bütün bu destekleri verdik. Ama buna rağmen borcu olan esnafımıza da dedik ki, 30 Haziran son gün, bu son güne kadar borçlarını yeniden yapılandır ve bu yeni yapılandırma sonrası da ne hacze muhatap ol, ne de devletin verdiği teşviklerden mahrum kal. Dolayısıyla bugün son gün, tüm mükelleflerimize son saatleri iyi değerlendirin, bu gece 12’ye kadar bütün müracaatlarınızı yapın, ki yasal olarak Hükümetin de uzatma, Maliye Bakanlığının da, bizim de uzatma yetkimiz yok. Bu akşam saat 12’de bütün müracaatlar alınmış olacak ve yeni yapılandırmada müracaat edenler bu hakkını kullanmış olacak.”

“5 Ayda 1 Milyon İstihdam Sağladık”

“Bir defa, 2017 itibarıyla bizim istihdam seferberliği hedefine beklediğimizden daha güçlü bir şekilde ve beklediğimizden daha kısa bir sürede ulaştı ve inşallah yılsonu hedeflerini de fazlasıyla tutturacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın 7 Şubat’ta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde koyduğu 1,5 milyon artı istihdam hedefinin 1 milyonunu geçtik. Bu 1 milyon güçlü bir rakam, ki Şubat ayından bu yana baktığımızda da Haziran sonuna kadar 5 aylık bir süre. Dolayısıyla bu kadar süre zarfında 1 milyonu 5 ayda yakaladığımız bir süre çok büyük bir başarı, benim beklentimden daha yüksek bir rakam geldi. İnşallah bunu yılsonu itibarıyla 2 milyonlara taşıyacağız. Şu an itibarıyla yalnız özel sektörün istihdamı 1 milyonu geçti, bizim işbaşı eğitimlerle, toplum yararına çalışmalarla bu rakam 1 milyon 300 bini geçti. O nedenle inşallah 2 milyon hedefini yakalayarak işsizlik oranlarını mutlaka tek haneli rakamlara yılsonu Aralık ayı itibarıyla düşürmüş olacağız. Bu, 2017’ye Sayın Cumhurbaşkanımızın deklare ettiği istihdam seferberliği. Şimdi önümüzdeki hafta inşallah yeni eylem planımız, Sayın Cumhurbaşkanımızın da geçtiğimiz ay AK Parti Genel Başkanı olduğu kongrede söylediği, bütün bakanlıklardan yılsonuna kadar ve 2018-2019 çalışma eylem planları.”

“İstihdam Seferberliğinde Önceliğimiz Dezavantjlı Gruplar Olacak”

“Bu eylem planında Çalışma Bakanlığı olarak istihdam seferberliğinin yeni boyutunu koyuyoruz… Orada da ilgili bir cümle söyleyeyim, şu ana kadar istihdam seferberliğinde 1 milyonu geçtiğimiz rakamda işverenlerimiz bazı kurallarımızdan engellediğini, yeterince istifade edemediklerini söylediler. Orada da belirli iyileştirmeleri önümüzdeki hafta yapmış olacağız ve yayınlayacağız. Yani artı istihdamdan istifade edebilmelerinin önünde onlara göre var olan engelleri de kaldırmış olacağız. Mesela 3 ay sigortasız olma gibi, en çok bunu dile getirdiler, buna benzer. Bugün çıktı yarın girdi, burada da istismar olmasın diye biz bu şartı koşmuştuk. Ama belirli rakamı yakaladık, yılsonu itibarıyla sigortalı sayısının üzerine ilave koyacak her işverenimiz şimdi artık 10 veya 15 günlük bir sigortasız işsiz olma durumuna göre istihdamını yine genişletebilecek.Diğeri, 2018-2019 3 ve 5 yıllık eylem planını hazırlıyoruz, bir genç istihdamı, iki kadın istihdamı, üç dezavantajlı grubun istihdamı. Bu dezavantajlı grupta da öncelikli olarak engelliler, eski mahkumlar ve diğer dezavantajlı gruplar var.Onu isterseniz önümüzdeki hafta söyleyeyim, ama burada 1 milyon 100 bin civarında bizim iş arayıp da işbaşı yapamayan genç işsizimiz var, ki genç işsizlik oranımız yüzde 24’ten 21’e indi. Bunu yüzde 15’lere indirecek hedefler açısından diyoruz ki, bu 1 milyon 100 bin gencimiz bizim, büyük çoğunluğu, yüzde 70-80’i üniversite mezunu, bunlar esasında iyi bir eğitim görmüşler, diğerleri de lise veya meslek lisesi mezununu, dolayısıyla bunlar çok hızlı belirli alanların nitelikli çalışanı olabilirler. Dolayısıyla bunları belirli alanlarda, ki özellikle stratejik alanlar bunlar sanayinin, enerjinin, bilişimin uzmanı veya nitelikli elemanı olmaları için şayet 6 aylık bir eğitim veya 1 yıllık bir eğitim gerekiyorsa, sertifika anlamında üniversitelerle bunları maaşlı çalışıyormuş gibi bu nitelikli alanların uzman veya yetişkin insanı haline getirmek desteklerini vereceğiz. Yani işletme mezunu veya işte şuranın elektronik mezunu; bu nerede? Enerji alanında. Bu enerji alanında 6 aylık veya 1 yıllık bir stratejik nitelikli eleman olmak istiyorsa, olsun diye buna çalışıyormuş gibi bu eğitimini kabul edeceğiz, eğitim süresince çalışıyormuş gibi maaşını vererek o alanın nitelikli elemanı haline bu gençlerimizi getirmek istiyoruz ki Türkiye artık katma değeri yüksek ve stratejik alanlarda da elaman sıkıntısını… Bu 1 milyonu aşkın, ki her yıl da yeni üniversite mezunlarımız geliyor, bunları böyle 1 yıllık geçici değil de 3 yıllık, 5 yıllık eylem planlarıyla önümüzdeki 2023 hedeflerini gerçekleştirecek bir yol haritası belirleyelim. Burada gençler ve kadınlar için de söyleyeyim. Bir de, bu genç girişimcilere, yani hayallerinin projelerini yapsınlar, onlara da ayrı destek vereceğiz. Kadınlarımızda daha fazla bu gençlerle ilgili olana benzer bir teşvikimiz var. Ama burada özellikle Güneydoğudaki kadınları birazcık daha merkeze alıp genç girişimci desteklerini Güneydoğu’da kadın girişimci destekleriyle besleyeceğiz. Yani orada istiyoruz ki kadın çoluğunun çocuğunun, orada çocuk sayısı da biraz ortalama 4’ün, 5’in üzerinde, aileye sahip çıksın, kadın üretsin, hem sigorta kapsamı içine girsin, hem üretimini pazarlayacak sistemleri çalışmalarını inşallah bu ay tamamlamış olacağız, daha doğrusu önümüzdeki ay.”

“Uzaktan, Esnek Çalışmanın Genç İstihdamında Çok Önemli Bir Yeri Olacak”

“Uzaktan çalışma ve esnek çalışmanın yönetmenlikleriyle ilgili biz Bakanlığımızı ilgilendiren kısımları tamamlandı, onları önümüzdeki haftaların içinde yayınlayacağız. Ama esnek çalışmada belirli düzenlemelerle ilgili Başbakanlığa yanılmıyorsam 3 veya 4 madde onları Başbakanlıkta, ama Meclis tatilde olduğu için muhtemelen Eylül-Ekim ayında bu esnek düzenlemenin… Çünkü esnek düzenleme özellikle genç istihdamında çok önemli bir yeri var. Hayat 24 saat çok dinamik, bundan 20-30 yıl öncesinin sistematiği yok artık. Yani saat 4’te iş yerini kapattım, işte Cumartesi-Pazar günü tatildeyiz falan diye…Şimdi artık 24 saat, Cumartesi, Pazar, hatta işte bir bayram geçirdik, bayramın 24 saat çalışan o kadar çok alan vardır, sağlıktan tutun medyaya, işte güvenlik teşkilatından tutun bütün neredeyse çalışma hayatının yüzde 30’u bayramlarda da, hafta sonlarında da, gecelerde de çalışıyor. Dolayısıyla bizim esnek çalışmayı ciddi düzeyde teşvik eden, burada hak ve hukuku koruyan düzenlemeleri merkeze almamız lazım. O nedenle biz esnek çalışmada… Almanya’da yanılmıyorsam 3 milyona yakın esnek çalışmayla çalışanlar var, Amerika’da 10 milyona yakın esnek çalışmayla çalışanlar var. Türkiye’de şu anda esnek çalışmanın henüz daha alt yapısını kurmadığımız için böyle net bir rakamımız yok, belki 100-200 bin rakamları telaffuz edilebilir ama, bunlar zaten sistemi kurgulanmadığı için kayıtlarımızdaki rakamlar şu grup şu kadar esnek çalışmayla çalışıyor hukukunu kurmadığımız için böyle resmi bir rakam yok elimizde, çünkü resmi böyle bir tablomuz yok.”

“Kıdem Tazminatında Farklı Öneriler Varsa Onları Değerlendireceğiz”

“Benim esasında üzüldüğüm bir konu bu çalışan kardeşlerim adına. Yaklaşık 13 milyon çalışanımız var, bunların alın terinin hak ve hukuku esasında neredeyse yüzde 80 korunamadığını görüyoruz. Ama gerek sendikalar tarafımıza, işçi sendikaları tarafımıza, gerekse işveren sendikaları tarafımıza baktığımızda, her iki taraf da burada sağlıklı bir düzenlemeye ne yazık ki yeterince desteği alamadığımı görüyorum. Salı günü saat 14:00’te kendilerini tekrar davet ettim, onlarla bir daha görüşüp burada… Neticede çalışanın hak ve hukuku var, şu anda çalışanın hak ve hukukunu yüzde 80 korunamadığının görüldüğü bir yapı var, mahkemeler bu nedenle ciddi düzeyde yük altında, mağduriyetler var. Diğer taraftan çalışanın hak ve hukuku işverenin kasasında birikiyor. Gerek işveren sendikalarımız, gerekse işçi sendikalarımız da bir türlü bu işten ortak bir hedef veya hak ve hukuku koruyan bir noktaya, kamuoyuna yansıyan demeçlerinden gördüğüm kadarıyla çok ayrı noktalardayız. Şayet Salı günü ortak bir nokta bulabilme umudumuz çıkarsa devam edeceğiz, yoksa taraflara rağmen başından beri söylediğim bir cümle- böyle bir adımı atma durumunda olmayacağız. Bu hazırlık mevcut haliyle bekleyecek veya farklı öneriler varsa onları da değerlendireceğiz. Şimdi biz fondan, işte işçi biz fon kelimesinden rahatsızız diyor, fona güvenimiz yok diyor. Tamam, yani neticede şu anda İşsizlik Fonu var ve son derece güçlü bir fon. Peki, fona karşıyız demek kolay da, ne öneriyoruz kısmında, yani şu anda işverenin kasasında daha mı güvende? Daha güvendeyse niye bu kadar mağdur var? Fonun nasıl güvenceli olacağı konusunda öneriler gelebilir. Adı fon olmaz da sandık olabilir. Şayet fon kelimesinin AK Parti öncesi zafiyetlerinden korkuluyorsa bu tedbirler alınabilir. Bir de korkarak, korkmamız gereken yüzde 80 mağduriyet, bakın burada bu son 2 yılın mağduriyeti değil. 40 yılın, 1975’ten bu yana neticede burada çalışan mağdur. Çalışanın mağdur olduğu bir yapıda fon kelimesinden veya fonun geçmişinden tereddüdümüz var diyerek beklemeye devam etmemeliyiz diye düşünüyorum.”

“Emeklilik yaşıyla ilgili bir düzenleme söz konusu değil. Yani neticede 2008 yılında bu ülke emeklilikle ilgili 2036, 2048 hedeflerini planlamış ve koymuş ve biz bunun arkasında güçlü durmamız lazım. Çünkü dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin bile başaramadığı ve kaldıramadığı bir yükü şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin milli bütçesi taşımaya çalışıyor. Bu yük daha da arttırılacak bir anlayışı millete haksızlık ve kötülük olarak, çünkü bu krizlerin nedeni olur. Biz şimdi 2002’den bu yana kriz yaşamıyorsak, bu ülkede olağanüstülüklere rağmen bakın, 2016 Rusya uçak krizi, Güneydoğu’daki şehirlerdeki o çukur eylemleri, 15 Temmuz, bu ülke kriz yaşamaya… Büyümeyi, borsada 100 puanın üzerine çıkmayı, yüzde 5’lik ilk çeyrek büyümeyi yakaladıysak, 1 milyon istihdam, 2 milyon istihdam hedeflerimiz var, 2023 hedeflerimiz varsa, ülkeyi krizi götürecek bütün sebepleri minimize ederek krize değil, tam aksine büyümeye götürmemiz lazım. Çünkü her yıl 1 milyon gencimize istihdam oluşturmamız lazım. Her yıl 1 milyon 300 bin anne doğum yapıyor bu ülkede ve bu ülkenin zenginliği bu. Her yıl 1 milyon gencimize istihdam oluşturabilmeliyiz ki bu ülke dünya ülkeleriyle yarışabilsin ve bu ülke muasır medeniyet seviyesinin üzerindeki hedefi milletçe yakalayabilsin. Yoksa popülist davranarak oraya da bunu verelim, buraya da bunu verelim, ondan sonra hadi krizden çıkamadık, döviz şuraya gitti, enflasyon buraya gitti, faizler buraya gitti, bir gecede yüzde 30-40 fakirleştik. Hayır, bakın 15 yıldır bunların hiç birini konuşmuyoruz. Çok olağanüstü zor koşullara rağmen hep daha iyisini, hep daha fazlasını. İşte az önce kamu çalışanlarının toplu sözleşmesini konuşuruz ki onların da mutlu olacağı bir rakamı yakalayabilen bir Türkiye. Yan tarafa bakın Yunanistan’a şu anda yıl 2017 emekli maaşları yüzde 25 eksiltildi maaş düzeyinde. Bir de iki şey alıyorlardı ikramiye yüzde 40 eksildi emekli maaşları Yunanistan’da. Benim kayınvalidem oradan maaş aldığı için biliyorum. “

“Her Yıl 1 Milyon Gence İstihdam Gerekiyor”

“Kamuya personel alıma artık Türkiye’nin gündeminden büyük oranda düşmeli. Çünkü bakın özel sektör 1 milyondan fazla almış 2 milyon hedefi var, kamuya alacağımız rakam 50-60 bin. 50-60 bin kamuya alınacak rakamla bizim 1 milyondan fazla istihdam her yıl gencimizi buralara artık değil tam aksine genç girişimciliğe destekle, özel sektörde nitelikli eleman olmakla ve üreten Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayan. Kamuyu ne kadar büyütürsek milletin geleceğini o kadar yavaşlatırız, büyümesini o kadar. Kamuyu küçülten bireysel dinamikleri, girişimcilik dinamiklerini, besleyen ve serbest girişim ekonomisini güçlendiren bir yapı hem toplumumuz için hem gençlerimiz için çok daha avantajlı. Yani bu yıl için kamuya alacağımız azami 60 bin, ama işte 5 ayda özel sektöre 1 milyondan fazla istihdam sağlamışız.”

“Bu Yıl İçin Kamuya 60 Bin Kişi Alınacak”

“ Bizim özellikle son yıllarda kamu çalışanı reformuyla ilgili çalıştaylar yapılıyor, bu çalıştaylar devam edecek devam etmeli de. Çünkü kamuya giriş nasıl olacak, kamuda terfi nasıl olacak, kamuda şeffaflık nasıl olacak, kamuda performans nasıl olacak? Bütün bunların mutfak çalışmaları devam edecek ve etmelidir de. Yanılmıyorsam şey şu anda kamuda 3 milyonun üzerinde 3,5 milyon kamu çalışanı var. Bunların girdikten sonraki 20 yıl, 30 yıl, 40 yıla kadar kamuda bir kalış var. Buradaki performansı, terfii, liyakati bütün bunları değerlendiren şeffaf bir yapı. Şimdi işte ne var? Mülakat var, mülakata itirazları var, öbür türlü KPSS var, KPSS’ye ayrı itirazlar var. Bütün bunları yeniden Türkiye dünyayla yarışacak bir ülke olmalı bunu da yeniden açık, şeffaf ve sürdürülebilir hale taşıyabilmeli. Ama bu çalışmalar bizim önümüzde en az 2 yılımızı, 3 yılımızı alır.”

“SMA Tip 1 Geri Ödemelerini Kriterler Çerçevesinde Yapacağız”

“Kriterleri Sağlık Bakanlığımız belirliyor ve bayram öncesi SMA’lı tip 1 hastalarımıza bu müjdeyi vermiştik. Şu an itibariyle 36 yanılmıyorsam 36 SMA’lı hastamıza yükleme doz onayı verildi ve onlar o yükleme o yüzleme dozuna girdiler. 128 hasta bilim kurulunun incelemesinde onar da yanılmıyorsam önümüzdeki günlerde geldikçe yine geri ödemeye alınacak. Çok yüksek. Yani bir hastanın yıllık maliyeti yaklaşık 700-750 bin dolar gibi bir rakam dolayısıyla, burada tedaviden fayda görme koşulunu, kriterlerini Sağlık Bakanlığı belirledi. O kriterlere uygun hastalarımızın geri ödemelerini SGK olarak biz başladık ve bundan sonra da bu bilim kurulunun kriterlerin uygun SMA’lı hastalarımızın geri ödemelerini yapacağız. Şu anda 36 hasta geri ödemeye alındı. Bilim kurulunda incelemede 128 hastamız var.Bu tip 1 ağırlıklı olarak, ama tip 2’de de tedaviden yarar görecek o kriterlere uygun hastalarımız olduğunda onların da yine geri ödemesi yapılacak. Ama tedavide büyük oranda yarar gören grup tip 1 hastaları. Tip 2 hastaları bu tedaviden çok istisnai vakalar yarar görüyor, bunu da yine bilim kurulunun kriterleri çerçevesinde biz geri ödemelerini yapacağız.Burada şu değil şu yanlış anlama, bizim tedavi masrafı ne olursa olsun yarar görüleceği bilim kurulunca söylenen her vakamız kesinlikle para asla gündemde olmaz. Yani biz Avusturya’ya akciğer nakline gönderiyoruz, işte Tekirdağlı kızlarımızı Amerika’ya gönderdik bunun maliyeti 5 bin milyon dolarmış Türkiye artık bunları aştı. Önemli olan harcadığımız para milletin parası. Hakikaten bilim kurulu buraya faydalı ve yararlı dedi. Ama şimdi anne baba ümit ya diyor ki, bir de benim çocuğum da deneyim. Şimdi bilim kurulu kriterleri birde benim çocuğuma deneyin diyerek neticede milyonları verebilmemiz çok doğru değil. Neticede milletin parası doğru yere girebilmeli.”

“Almanya, Türkiye’nin 2023 Hedeflerinden Rahatsız”

“Almanya esasında son dönemde dozu gittikçe yükselen bir gerilimi pompalıyor, körüklüyor. Ama esasında Almanya Türkiye’nin güçlü olmasından rahatsız olan, Türkiye’nin dünyayla rekabetinden, Avrupa’yla rekabetinden rahatsız olma sürecini esasında kamuoyu uzun süredir takip ediyor. Özellikle Gezi olaylarından bu yana baktığımızda, Almanya’yla Türkiye’nin, özellikle AK Parti Hükümetinin, Sayın Cumhurbaşkanımızla olan ilişkileri her geçen gün böyle gererek makası açmaya devam ediyorlar. Bu da Türkiye’nin özellikle 2023 hedeflerinden rahatsız olan bir Almanya olduğunu gösteriyor. 15 Temmuz hain darbe girişimi sürecindeki tutumu, yine işte bu Zekeriya Öz gibi savcıların Almanya’da birçok ismin himaye edilmesi, PKK’ya verdiği destek artık gözle görülür aşikar bir duruma geldi. Ben açıkçası Almanya’nın bu tutumunu bir şekilde iyim baktığımda 2017 sonu seçimlere bir alt yatırım olarak değerlendirmek istiyorum…İç kamuoyuna yönelik. Muhtemelen Eylül-Ekim aylarında yapılacak olan seçimlerden sonra tekrar Almanya şapkasını masanın üzerine koyacak ve Türkiye’yle olan ilişkilerini yeniden olması gereken reel, dostane noktaya taşımanın gayreti içinde olacak diye düşünüyorum; bu iyimser bakışım.”

“CHP Halkın Vicdanından, Milli Vicdandan Yana Duramıyor”

“ Esasında adalet kelimesiyle yapılan etkinlikleri eleştirmek açıkçası çok kolay değil. Yani insanlığın var olduğu sürece, devletlerin var olduğu sürece insanlar arası ilişkilerde hep hukuk, adalet, hakkaniyet hep gündemdedir ve gündemde olmalıdır. İnsanlığın tarihi sürecinde de en önemli nokta hak ve adalettir. Bu anlamda esasında adalet kelimesine sahip çıkmak 80 milyon ülke insanı olarak hepimizin ortak paydaşıdır ve ortak paydaşa hep beraber sahip çıkmalıyız. Türkiye hukuk devleti olma, insan haklarını geliştirme, demokrasisini, güçlendirme anlamında esasında uzun yıllardır bu adaletin peşinde koşuyor. Esasında Türkiye’nin ve milletin bu adaletin peşinde, hukukun peşinde koşmasında en büyük bozguncuyu da, bozucu rol üstlenin de Cumhuriyet Halk Partisini hep gördüğü için, Cumhuriyet Halk Partisinin bu sembolik bir şemsiyenin arkasına gizlenmesinin de esasında toplumsal bir karşılığı da olmuyor. Yani özellikle Cumhuriyet döneminin 1950’lerden, 60’lardan sonraki dönemine baktığımızda, Cumhuriyet Halk Partisinin milli vicdanın, millet adına adaletin, milletin hak ve hukuku adına adaletin yanında durmadığını millet çok net gördü, genç kuşaklar da AK Parti döneminde gördü. Yani özellikle 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü zulmünün kaldırılmasıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesine iptal için götüren Cumhuriyet Halk Partisidir ve altında Sayın Kılıçdaroğlu’nun imzası vardır. Cumhuriyet Halk Partisi bu iddianın arkasında dururken, bireylerin hak ve hukukun arkasında durulabilir tabi, ama önce toplumun hak ve hukukunun arkasında durdu mu? Siyasetin birinci görevi, siyasi vicdanı, millet vicdanının hak ve hukukunu korumaktan geçer. Siyasetçi millet vicdanının hak ve hukukunun korunmasının arkasında e-muhtırada durdu mu Cumhuriyet Halk Partisi? Yok. AK Partinin kapatılma davasının arkasında durdu mu? Yok. İşte 411 vekillinde durduğunu gördü mü? Yok. Şimdi ana unsurlarda durmayıp da sembolik kişiler, ki o kişilerin de hukukun verdiği bir karar nedeniyle aldıkları bir ceza tartışılabilir, kabul edilir-edilmez, bununla ilgili dahi iyi… Ama Cumhuriyet Halk Partisi, bir siyasi partinin hak ve adalette durması gereken yer milletin hak ve hukuku yanında olmalıdır. 15 Temmuz şehit ve gazilerinin hak ve hukukunun arasında durdu mu? Yoksa şu andaki duruşu FETÖ ve darbecilerin hak ve hukukunun zedeleniyor olmasını mı kendince adaletini arıyor? Dolayısıyla bu anlamda ben CHP’nin keşke milli vicdanın hak ve hukukunu korumada geçmişi güçlü olsaydı, bardağı dolu olsaydı, şimdi bunu o anlamda değerli ve saygın bulurdum. Ama bardağı boşaltıp da millet adına bütün haksızlıkların yapıldığı dönemlerde bizatihi içinde olup da, destek verip de, katkı sağlayıp da… İşte saydım, AK Parti döneminde üç tane. E-muhtırada milletin hak ve hukukuna ciddi bir müdahale var mı? Var. İşte 411 milletvekili üniversitede başörtülü öğrencilerin hak ve hukukuna bir zulüm, haksızlık var mı? Var. Buna vesile olan kim? Cumhuriyet Halk Partisi. AK Partinin kapatılma davasında milli vicdanın hukukuna haksızlık var mı? Var CHP nerede? Bunların hepsinde yardımcı veya ana aktör rolünde. Şimdi bana göre Cumhuriyet Halk Partisinin duruşu az önce dediğim ilkededir. Milli vicdandan yana duramıyor, halkın vicdanından yana duramıyor; belirli güç odaklarının vicdanının sesini temsil ediyor. Hani ben Mevlana’nın bir sözünü hep söylerim, “benim medeniyetimin insanı nefsinin mahkumu olan değil, vicdanının esiri olandır” der. Şimdi millet vicdanın eseri olması gerekir siyasetçinin, AK Parti bunu yaptığı için zaten 14-15 yıldır hep başarılı millet vicdanını merkeze alıyor, sonra o millet vicdanına göre yolculuğunu yapıyor. CHP bu anlamda belirli güç odaklarının nefis mücadelesini veriyor ve belirli güç odaklarının arkasında 15 Temmuz’dan bu yana Sayın Berberoğlu dışında hak mücadelesi, adalet mücadelesi verebileceği başka bir alan bulamadı mı? MİT tırlarıyla ilgili burada bugün nerede o MİT tırları davasıyla ilgili yine Can Dündar? Almanya’da. Niye gelip de adaletin vicdanına demiyor ki, ey Can Dündar, gel buradaki adalete teslim ol, ben de senin adalet savunuculuğunu yapayım. Çirkin, yani onlarla ilgili, yani ilçede bir siyasi partinin temsilcisinin, genel başkanının bu anlamdaki bir eylemine birilerinin bu tür şey yapmasının hukuk devleti anlamında çok da şık değil. Bunu zaten kamu vicdanı da anında reddetti, onun için diyorum siyaset kamu vicdanıyla birlikte olmalı. “